Bir İzmir Sabahı ve Binomial Adlandırmanın Gizemi
İzmir’de bir cumartesi sabahı, güneş tam da kahvemin üzerinde parlıyor ve ben hâlâ pijamalarımdayım. 25 yaşındayım, arkadaş ortamında sürekli espri yapan, ama kendi içimde her şeyi fazla düşünen biriyim. Yani dışarıdan bakan biri “Ah canım, bu çocuk hep gülüyor!” der; ama ben içeride “Ya bu kahve gerçekten yeter mi? Yoksa daha mı almalıyım?” diye düşünüyorum. İşte böyle bir sabah, kafamda bir soru dönüp durdu: Binomial adlandırmayı kim buldu?
Kendi kendime dedim ki: “Tamam, hadi biraz araştırayım, ama eğlenceli olsun. Yoksa bu sabah kahvemi boşuna içmiş gibi hissederim.”
Kahve ve Kedi Arasında İlk İlham
Kahvemi alırken evdeki kedim Miskin bana bakıyordu. Ona baktım, dedim:
— Miskin, binomial adlandırmayı kim buldu sence?
Kedi bana bakıp mırıldandı. Tabii ki cevap vermedi. Ama o an fark ettim, binomial adlandırma sistemi, yani bir canlının iki kelimeyle adlandırılması, aslında biraz da kedim gibi sessiz ama derin bir mantığa sahip.
Gerçek cevap biraz tarihî: Binomial adlandırmayı kim buldu? Sorusu aslında Linnaeus’a dayanıyor. Carl Linnaeus, 18. yüzyılda tüm canlıları düzenlemek için bu sistemi geliştirmiş. Ama ben bunu arkadaşlarıma anlatırken şöyle yapıyorum: “Düşün, 300 yıl önce bir adam var, elinde tüyler, böcekler, çiçekler… ‘Hadi hepsini isimlendirelim!’ demiş. Biz şimdi rahatlıkla Miskin’e ‘Felis catus’ diyebiliyoruz. Ne ironik, değil mi?”
Arkadaşlarla Sohbet ve Komik Diyalog
O sabah arkadaşlarımla buluştum. İzmir’in çarşılarında yürürken, yine o konu açıldı.
— Binomial adlandırmayı kim buldu, biliyor musun? — diye sordum, dramatik bir şekilde.
— Hımm, Carl Barks mı? — dedi Ahmet.
— Barks mı? Hayır ahbap, çizgi filmde değiliz. Linnaeus! — dedim ve kendi kendime güldüm.
İşte tam o anda fark ettim, binomial adlandırma sadece bilimsel bir sistem değil; aynı zamanda arkadaş ortamlarında bile küçük bir mizah kaynağı olabiliyor. Mesela ben bir çiçeğe bakıp “Senin adın Rosa canina, ama biz sana Kırmızı Şeker diyelim” diyorum ve herkes gülüyor. İçimde ise şöyle bir ses: “Evet, belki de Linnaeus haklı, isimler ciddi ama biz her şeyi eğlenceli hâle getirebiliriz.”
Market Sırasında İçsel Monolog
Daha sonra markete gittim. Sepetime bakarken düşündüm: Her şeyin bir adı var, ama insan kendini bazen isimlendiremiyor. “Ben bu sabah nasılım?” diye sordum kendi kendime. İçimden cevap geldi: “Yorgun ama hazır mizah yapmaya.”
Bir yandan da raflarda duran elma ve portakalın etiketlerini inceliyordum. İçimden bir ses daha: “Bir gün birileri ‘Malum meyve, adı neydi?’ diye sorarsa, sana binomial adlandırmayı kim bulduyu da anlatmalısın.” Kendime güldüm. Yani düşün, alışveriş yaparken bile tarih ve bilim kafanda dönüyor.
Geceye Doğru: Bir Kaçış ve Derin Düşünceler
Akşamüstü sahile indim. İzmir’in rüzgârı yüzüme vuruyor, insanlar koşuyor, köpekler koşuyor, ben de kafamda Linnaeus’un geçmişini düşünüyorum. “Bir adam, tüm canlıları iki kelimeyle adlandırdı, ve biz hâlâ onun sayesinde kedimize, çiçeğimize hatta kahveme isim verebiliyoruz,” dedim kendi kendime.
Kısa bir diyalog gibi düşün:
— Binomial adlandırmayı kim buldu? — diye soruyorum.
— Linnaeus. — diyorum, ama içimden bir ses: “Bunu bilmek için sabah mı uyanmalıydım? Yoksa gece sahilde mi?”
Ve fark ettim ki, mizah ve düşünce bir araya geldiğinde, her bilgi hem öğretici hem eğlenceli olabiliyor. Ben kendi kendime dalga geçerken, aslında bilgiyi daha iyi sindiriyorum.
Son Düşünceler ve Kahkahalar Arasında
Sizi Kilicbebe’da “Binomial adlandırmayı kim buldu” konusuyla ilgili özenle hazırlanmış bu içeriğe bekliyoruz.
Eve dönerken kafamda bir karışıklık vardı; ama bu karışıklık güzeldi. Binomial adlandırmayı kim buldu sorusunu öğrenmek yetmiyor, bunu gündelik hayatın içinde, arkadaş sohbetlerinde, markette, sahilde hissetmek gerekiyordu.
Sonra defterimi açtım ve yazdım:
“Linnaeus 18. yüzyılda bu sistemi bulmuş. Ama ben onun yerine İzmir’de bir genç olarak, gün boyunca her şeyi iki kelimeyle adlandırıyorum: kahve dostu, espri canavarı, rüzgâr arkadaşı… Çünkü hayat, biraz bilim, biraz mizah ve bolca kendinle dalga geçmekten ibaret.”
Ve işte o an anladım: Binomial adlandırmayı kim bulduysa buldu, bizler onun mirasını gülerek, düşünerek ve hayatın içinde yaşayarak sürdürüyoruz.
—
Bu yazı, bir İzmir gencinin gözünden binomial adlandırmayı hem tarihî bir bilgi olarak hem de gündelik yaşamın mizahi ve içsel yönleriyle harmanlayarak anlatıyor. Arkadaş sohbetleri, iç monologlar ve günlük hayatın küçük sahneleri, okuyucuya hem güldürüyor hem düşündürüyor.