Fakir ve Ehl-i Bid’at Olan Kimseye Zekat Vermenin Hükmü: Bir Hikâye
Kayseri’nin sabahları, soğuk ama bir o kadar berrak. Hava yeni yeni aydınlanıyor, kahve kokusu evin içinde gezinmeye başlamışken, birden aklıma gelen bir anı beni derinden sarmaya başlıyor. Bazen hayatta, bir sorunun içinde kaybolmuşken, tek bir anlık bir sahne her şeyi hatırlatabiliyor. İşte o anlardan biri… Zekat, fakirlik, bir yanda kalp kırıklığı, bir yanda da büyük bir sorumluluk hissi. Hayatımda karşılaştığım bir insana dair bir soru, bütün bunları sorgulamama neden oldu.
Evimin Kapısındaki Bütünlük
Bir gün, evimin kapısına bir adam geldi. Üzerinde eskimiş bir kaban, yüzünde yılların yorgunluğu var. Kendisini tanıyamadım, ama gözüne bakınca, onun ne kadar zor bir hayat sürdüğünü hemen anlayabiliyordum. Hemen yanıma oturdu ve “Zekatınızı verir misiniz?” diye sordu. O an, zaman sanki durdu. Herkesin gözünde fakir bir adam vardı, ama bir başka gerçek daha vardı: O adam, aynı zamanda ehl-i bid’at idi.
Ehl-i bid’at kelimesi, kulağa ilk başta soğuk gelir. Oysa, ondan biraz daha yakınlaştığınızda, her şeyin daha karmaşık olduğunu görürsünüz. Bu adam, dinî inançlarıyla ilgili yanlış bir yol seçmişti. Ama bir yandan da onu anlamaya çalışıyordum. Bu kadar zorluk yaşayan birinin, doğru yolu bulamayışının nasıl bir ağırlık olduğunu düşünmemek mümkün değildi.
Fakirlik ve İman Arasındaki Çatışma
Zekat, insana Allah’ın verdiği maddi nimetlerin bir kısmını, başkalarına ulaştırma sorumluluğunu verir. Fakir olan birine yardım etmek, bir tür kurtuluş gibi gelir. Ama bu adam, hem fakirdi hem de inançları itibariyle yanlış bir yoldaydı. Benim içimde bir çatışma başladı. “Fakir ama ehl-i bid’at,” diye düşündüm. İşte bu anı yaşamaya başladığımda, kalbimde bir hayal kırıklığı hissiyle birlikte büyük bir belirsizlik de doğdu.
Gönlümde bir ses “Zekat vermek bir sorumluluktur, ancak bu kişinin yanlış yolda olduğunu nasıl göz ardı edebilirim?” diye bağırıyordu. Diğer yandan, fakirliğin ve çaresizliğin göğsümü sıkıştıran ağırlığı da yavaş yavaş beni sarhoş ediyordu. Zekat vermek, bir insanın gerçek anlamda rahatlamasını sağlayacaksa, doğru olma kaygısı bir kenara atılabilir miydi? Allah’ın adaletinin kapsamı genişti, belki de o doğru yolu arıyordu ve belki de yardıma ihtiyacı vardı.
O Anki Kararım ve Duygularım
İçimden geçirdiğim tüm bu karmaşayı bir süre sonra, derin bir nefes alarak kendime itiraf ettim: “Zekat vermek, sadece maddi bir yardım değil, aynı zamanda bir insanın ruhuna da dokunmaktır.” Belki de onun yanlış bir yolda olduğuna inanmak, ona yardım etmemi engellemeli miydi? Belki de doğru yolda olup olmadığı, aslında sadece Allah’a kalmış bir meseleydi.
Bütün bu duygularla, fakir bir insanın karşısında durarak şu kararı verdim: “Benim görevim yardım etmek, doğru yolu Allah gösterir.” Zekat verdim, ama sadece maddi bir şey vermekle kalmadım. Bir insanın kalbini kırmamak, ona saygı göstermek ve onun doğru yola dönmesi için dua etmek de bu yardımın içinde yer almalıydı. Yardım etmek, sadece bedeni doyurmak değil, aynı zamanda bir insanın ruhunu da beslemekti.
Zekatın Gerçek Anlamı
O günden sonra, zekatın sadece bir maddi yükümlülük olmadığını daha iyi anladım. Zekat, aslında Allah’ın lütuflarına ortak olmanın, paylaşmanın, kırmadan, incitmeden el uzatmanın bir yolu. Fakirlik, zenginlik ve inanç, bir insanın değerini belirlemez. Belki de ona yardım etmek, onun yanlış yolunu değiştirecek tek adım olabilirdi.
O adama yardım ettikten sonra birkaç hafta geçmesine rağmen, içimde hala o duygusal karmaşa devam etti. İyi bir şey mi yaptım, yoksa yanlış mı? Ama bir sabah, Kahramanmaraş’tan gelen bir dostumun telefonunu aldım. O adam, doğru yola dönmüş ve inançlarını düzeltmeye karar vermişti. Yardımımın, onun hayatında bir dönüm noktası olduğunu düşündüm. Bir an için içimde bir umut yeşerdi, belki de o soruya verdiğim cevap, doğru bir cevap olmuştu.
Sonuç: Zekat ve İnsanlık
Fakir ve ehl-i bid’at olan bir kimseye zekat vermek, sadece bir vicdan meselesi değil, aynı zamanda büyük bir sabır, anlayış ve insanlık gerektiren bir mesele. Her zaman, sadece dışarıdan bakarak yargılamak kolaydır. Ama içini görmek, bir insanın içinde bulunduğu durumu anlamak, ona yardım etmek daha derin bir görevdir. Zekat, bir yanda maddi bir yükümlülükken, diğer yanda kalbin temizlenmesi gereken bir yolculuktur.
Kayseri’nin soğuk sabahları, artık bana başka bir şey hatırlatıyor: İnsanlara yardım etmek, sadece parasal değil, manevi bir yüktür. Zekat, kalbin en derin noktalarına dokunmanın, insanlara umut olmanın yoludur.